Yeninin ve Eskinin Genci
YENİNİN VE ESKİNİN GENCİ
''Sanat ve lüksle alakalı olan hususlar ilim ve öğretimle alakalı olanların tamamen önüne geçirilmiş. Gençlikle ilgili faaliyetlerde, beden eğitimine verilen önemin zihin eğitimine verilene öncelendiğini görmekteyiz. Sanki gençleri koruma ve onlara önem verme, sadece onların bedenî yönlerini korumaktan ibarettir. İnsan bedeniyle mi yoksa aklı ve ruhuyla mı insan olur. '' (Prof. Dr. Yusuf El-Karadâvî / Öncelikler Fıkhı) Aslında bu cümlenin üzerine söyleyecek başka bir söz yok lakin ben haddim olmayarak ve bir genç olarak birkaç kelam etmek istiyorum. Şimdinin yaşlısı eskinin genci olanlar…. Onlara göre biz zamanın en şanslı nesliyiz, çünkü onların zamanında bu kadar imkan ve ulaşım yoktu. Biz her şeye her an ulaşırken onlar bin bir emek ve zorlukla ulaşıyordu. İlimi, bilgiyi, bilimi, eğitimi, eğiticiyi her an bulabiliyor ve ulaşabiliyoruz. Onlar ise bir bilgiye ulaşmak için oradan oraya, o hocadan o hocaya koşmakla, sayfalar karıştırmakla buluyordu. Sanata gelecek olursak , şuan her yer sanat dolu, istediğimiz zamanda, ister online ister yüz yüze sayısız sanat veren Üstat bulabiliyoruz. Hatta eğer Üstadı beğenmezsek başka bir Üstada yöneliyoruz. Onlarda yani yeninin yaşlısı eskinin genci olanlarda sanat demek büyük bir uğraş, büyük bir emek, Üstat ve çırak ilişkisi olan mükemmel bir muhabbet… Bizde, yeninin genci olan bizlerde bu değerler tamamen yok oldu diyemem ama büsbütün de değeri biliniyor diyemem. Evet eskiden eğitime, bilgiye, sanata ulaşmak belki zordu ama onu taşımak, onu yaşamak, onu hissetmek bambaşkaydı. Yaşayanların anlattıklarıyla yaşamaya çalıştım bu hissi ve eskinin gençlerinin dediği gibi şanslı olan bizler değil onlardı. Onlardı çünkü; onlar için lüks ve sanatın o heyula büyüsünden çok daha önemliydi bilgi ve eğitim. Sizce de yeni nesil olarak her şeyi öylesine yaşamıyor muyuz? Öylesine okuyor, öylesine konuşuyor, öylesine yürüyor. Ve öylesine nefes alıyor gibiyiz. Zihnimizi, iç kabuğumuzu geliştirmek yerine bedenimizi, dış kabuğumuzun gelişmesine odaklandık. Tabiri caiz ise içi boş ceviz gibi olduk. Sorsan hepimiz kitap okuyoruz ama iş konuşmaya gelince ne diyeceğimizi şaşırıyor yada hep aynı kelimelerle konuşuyoruz. Gençlerimizin zihni kuvvetli olmadığı için, başka fikirlere, farklı zihinlerden akan zehirlere meyletmiyorlar mı? O gençlere sorsan bizler ve eskinin genci olanlar hem bir şey bilmiyor hem de yanlışı haykırıyoruz. Kör ve sağır olan bizleriz. Nasıl mı bu kadar çabuk kanıyorlar, çünkü; manipüle eden kişiler süslü cümleler, kulağa esrarengiz gelen süslü kelimler kullanıyor. İnanmaya, sevgiye, sıcak bir muhabbete hasret kalan gençler, söylenenlerin yalan olduğunu dahi bilse o ortamın sıcaklığından kopmak istemediği için inanmış numarası yapıyor. Sahiden şanslı olan biz miyiz? Eskinin gencinde olan aile muhabbeti, zihnimiz, ruhumuz doyuracak o sıcak aile muhabbeti bizde mevcut mu? Belki birkaç evde… Ya aynı evin içinde ama aile olmaktan uzak olan, gençler ne yapsın. Onlar için ''bize ne'' mi demeliyiz? Yoksa toplum olarak onlar için el ele mi vermeliyiz? Anne baba olmak sadece dünyaya getirmekten mi ibaret. Evet belki bizlerin anne ve babaları okuyamadı, bilgiye ulaşamadı ama yeni neslin yani bizlerin ulaşması için ellerinden geleni yaptılar ve yapıyorlar. Bazılarımızın annesi bizler okul okuyoruz diye çalışmaya başladı, bazılarımızın babası ise tabiri caiz ise yeni yetme patronlardan azar işitiyor ama sesini çıkarmıyor, çünkü evladı okuyor. Ağır işlerde çalışıyorlar, bin bir türlü emek veriyorlar, yoruluyorlar, canlarına tak ediyor ama yine de senin için, sen bilgiye ulaş diye hepsini yutuyor. Peki sen ne yapıyorsun bunun için, bilgi niyetine aklına ve fikrine boş ve bir değeri olmayan şeyler yüklüyorsun. Bilgiyi almana aracı olsun diye gönderdiği bin türlü emeklerle kazandığı parayı nerede, nereye harcıyorsun. Bazılarımız bu halde olmasının suçunu ailesinden buluyor. Peki bu suçu hiç kendinde aramayı denedin mi? Hadi bu zamana kadar ailenin suçuydu ya bu zamandan sonra, bilgiye çarçabuk ulaştığımız bu bilgi çağında suçu hâlâ ailende mi arayacaksın? Ben bazılarımızın bu yalana sığındığını düşünüyorum yoksa yol almak isteyen, yola koyulmak isteyen, ne olursa olsun yola çıkmanın bir yolunu bulur. İnsan aklı olduğu için insandır. Ruhu; Bir olanın Habibi olan Sallallahu Aleyhi Vessellemin ruhundan bir parça… Öyleyse neden tek çabamız beden ve gösteriş. Neden zamanın rahiyâsına kapıldık, neden aklımızı, fikrimizi, zikrimizi başkalarınınkiyle değiştirdik. Eskiden Müslüman bir genç dedin mi, her fikre sahip, her kitabı bilen, her yazarı - şairi bilen, batınında - doğunun da nasıl olduğun bilen, sanatı da bilgiyi de ayırt edebilen gençlerdi. Tüm bunları bilirken kendi fikrini ve bilgisini, akıl ve düşüncesini asla değiştirmeyen bir gençlikti. Her zaman kendinden emin ama kibirli olmayan genç nesillerdi. Ne yaptıklarını ne için yaptıklarını bilirlerdi, onları öldürmeye gelen onlarda diriliyordu. Mümtaz bir Müslüman genç vitrini oluşturmuş, aklı ve fikri karışan gençleri, kendilerinde olan bilgiyi, ilmi alıp daha ileri taşımaları için hüsnü zan ile bekliyorlardı. Bunu da yaparken gocunmuyor, kibirlenmiyorlardı. Yeninin gençleri olarak bizler bilgiyi, ilmi, fikri kendimizden başka kimseye vermiyoruz. Benden başka kimse bilmesin istiyoruz. Hal böyle olursa gençlik olarak topluma ne gibi bir faydamız olacak. Bizden sonra gelecek olan yeni gençleri nasıl daha ileriye, daha iyiye, daha güzele nasıl taşıyacağız. Onlarında bizim gibi yola çıkmaları için önce yolu öğrenmelerini bekleyeceğiz, yola çıkmaları için cesaret mi vereceğiz yoksa yolu mu öğreteceğiz. Belki de hepsinden biraz vereceğiz. Onlara bir şeyler vermemiz için önce bizim dolmamız gerek. Yarı yamalak bir birikim değil, yarı yamalak bir bilgi demek tümsek dolu bir yol demek. İslam'ın genci olarak yargılamaktan, hor görmekten vazgeçeceksin. Allah Rasulün'ü (s.a.v) örnek al, sahabeyi örnek al. Batının sahte, yalan, bizim değerlerimizden uzak insanlardan örnek almayı bırak. Kimden örnek alırsan zamanla o olursun. Kim olmak istiyorsan onu örnek al. Ya dünya ve ahirette büyük bir sevgiyle anılacaksın yada dünyada sevgi ile (ki ben buna sahte sevgi diyorum) ahirette ise büyük bir pişmanlıkla, karar senin. Zaman geçmeden, olmak istemediğin kişiye dönüşmeden önce ayaklan ve karar ver. Zaman acımasız, hızlı ve anlamsız geçiyor, zamanı hızlı da olsa anlamlı hale getirmek senin elinde. Kimse senin için bir şey yapamaz, yapacağı en fazla senin ilerlemen için yol göstermek veya konuşmak. Tüm iş sende, senin bu yolu ne kadar çok istediğinde, bu yol için nelerden, kimlerden vazgeçtiğindedir. Zahmetsiz rahmet olmaz buyruluyor. Zahmet çekmeden en güzele nasıl ulaşacak insan, oturduğun yerden eline bir şey geçmez. Belki de yaptığımız en büyük hata her şeyin hazır bir şekilde elimizin altında olmasındadır. Bu kötü bir şey demiyorum ama bizi tembelleştiren bir şey olduğunu kabul etmeliyiz. Tembellik, bana göre tüm zamanların en büyük hastalığı. Diğer her şey bir şekilde iyileşiyor, yoluna giriyor ama tembellik iyileşmesi zor bir hastalık. İyileşme sürecinde insanı kıvrım kıvrandıran, belki her şeyden vazgeçme hissi veren aşılması zor bir süreç. Tembellik hastalığından kurtulan insan uçmayı yeni öğrenmiş, uçmanın o müthiş özgürlüğünü tatmış, her an yeni ufuklara uçmak isteyen bir kuş gibidir. Yavruya uçmayı öğreten anadır. Ana; önce yavruya uçmanın güzelliğinden bahseder, sonra onu uçmaya telkin eder, uçması için cesaretlendirir ve sonunda o müthiş heyecanla ilk uçuşunu izler. Ana; bir evladın yapı taşıdır. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin anasının yanında hâlâ çocuktur. Yeninin yaşlılarında analar, belki okumamıştı, belki evlerinden çıkmamışlardı, belki tek sermayeleri evleri ve ailesiydi ama evin yapı taşıdır. Ana evdeyken çocuk haddini de, hududunu da, ahlakını da iyi bilirdi. Saygıyı, sevgiyi, büyüğe hürmeti ve tüm şeyleri bilir ve ona göre konuşur, yürür, oturur, kalkardı. Ana çocuğunu her yönüyle donatan ilk öğretmendir. Yeninin genci olan analara baktığımızda, hepsinde olmasa da bunun tam tersini yaşıyoruz. Uçmayı öğretmek yerine sırtlarına alıp uçuruyorlar. Ne istese önlerine gelen çocuklar, yokluğun ne olduğunu, bir şeyleri elde etmenin zor olduğunu hatta elde ettikleri şeylerin kıymetini bilmemeyi öğreniyorlar. İstediğini elde eden çocuk istemeyi ve beklemeyi bilemez, öğrenemez. ''O daha küçük ne dediğini bilmiyor'' diyerek çocukta ki saygı duygusunu, büyüğe hürmeti unutuyor, unutmaktan ziyade hiç bilmiyor. Analarda suç bulmaktan değil haddim ama bu suçu çocukta aramakta bana doğru gelmiyor. Tabi ki ailedeki baba faktörünü unutmamak gerek. Baba bir evi ayakta tutan direktir. İnsan diyor ki ''evde otursun, orada olsun, başımızda olsun yeter.'' Baba olmayan ev yıkılmıştır. Belki sadece orada oturuyor ama bize verdiği güven, gösteremese de koşulsuz sevgisi, bize herkesten çok güvenmesi yetiyor. Baba; çocuğa nerede nasıl konuşacağını, nerede nasıl oturup kalkacağını, kime neyi nasıl söyleyeceğini öğretir. Kısacası ana çocuğun iç çekirdeğini, baba ise dış kabuğunu şekillendirir. Eskinin babaları ve yeninin babalarında ki tek fark, ve beni de zaman zaman düşündüren, anlam veremediğim şey, eskinin babaları çocuklarını sevse de sevgisini pek göstermezdi ama yeninin babaları öyle mi, iliklerine kadar çocuklarına sevgiyi gösteriyorlar. Bu demek değil ki eskinin babaları çocuklara bir şey veremiyor veya öğretemiyor. Onların tek eksiği sevgiyi gösterememek. Zamanın kapitalizm düzeni önce anayı evden çıkardı, sonra babaların omuzlarına daha çok yük yükledi, çocuklara başarının tek yolu olarak okulu gösterip, okula sıkıştırdılar. Şimdide aileyi ortada kaldırmaya çalışıyor. Başarılı oluyorlar mı evet kısmen başarılı oldular. Analar çalışmaktan, kazanmaktan, kazandıklarını harcamaktan çocuklarını ikinci plana attılar. Çalışmak çocuk eğitiminin önüne geçti. Anaların çalışmasına karşı değilim lakin çocukların geri plana atılmasına karşıyım. Çocuk anadan alacağı o güzide değerleri almadığı zaman ileride hem aile olmanın önemini bilemiyor hem de önüne çıkan her yalanı doğru zannederek heybesine atıyor. İleride kendi aile olunca da ne yapacağını, nasıl yapacağının zorluğunu, ağırlığını omuzlarında taşıyor. Fikri ve zihni zehirleniyor bu da kapitalizm düzenin işine geliyor. Aile değerlerini bilmeyen, zihni ve fikri aç, ilime ve bilgiye susamış bir nesle istediğin her şeyi verip yönlendirebilirsin. Sizce de korkucu değil mi? Sizin değil de bizi kapitalizme köle edenlerin istediği bir nesil var. Kapitalizm insanımızın, gencimizin hatta çocuklarımızın aklını önce karıştırıp sonra boşaltıyor en nihayetinde ise aklı boşalan neslin ruhu sönmüş bir kandile dönüyor. Kandili yakmanın, sönen o ruhu tekrar canlandırmanın tek yolu özümüze dönmek. Özümüze dönüp, maddeyi, makamı - mevkiyi, beğenilme arzusunu geride bırakıp dış kabuğumuzdan ziyade içimizi çekirdeğimizi yetiştirmemiz, ilim ve bilgiyle büyütmemiz gerekiyor. Büyümeyen, ışıldamayan ruhla insanoğlu ilerleyemez. Ruh insanın özünü besleyen temeldir. Ruhu beslenen kişinin aklı da beslenir. Akıl insanı tahmin edemeyeceği yerlere ulaştırır. Akıl evvela insanın kendisini geliştirir sonra da etrafındaki insanları. Bir toplumu, bir yanlışı, düzensizliği ve dahi kalıplaşmış fikirleri yıkmanın tek yolu kedinin ve çevrendekilerin aklını ve zihnini kapitalizmden uzak tutmaktan geçiyor. İnsanoğlunun istediğinde, aklına koyduğunda yapamayacağı şey yoktur. Aklına koyduğunu yapmanın yolu da iradeden geçiyor. İrade edinilmesi zor bir karar ama edinildikten sonra insana büyük bir azim ve güç verir. Azimli, iradeli, güçlü, kapitalizme köle olmayan, aklını ve fikrini başkalarına kaptırmayan yeninin gençlerine, eskinin gençleri olup yeninin yaşlılarının desteğine ihtiyacımız var. İslam'ı daha ileriye, bilinmeyen yerlere taşımanın tek yolu şuurlu, akıllı, bozuk bir düzene köle olmayan, ruhu kandil misali etrafa ışık saçan gençlere ihtiyacımız var ve tabii bilinçli anne ve babalara…
Yazdıklarım, sitemlerim, önerilerim, verdiğim fikirler, kızgınlıklarım kısacası söylediğim her şey öncelikle kendi nefsimedir sonra da benimle aynı derdi paylaşanlara…
Sümeyra Bakır.
What's Your Reaction?

