Öfkenin Yakan Gömleği
Öfkenin Yakan Gömleği
بسم الله الرحمن الرحيم Dinimizi kemale erdiren, üzerimizdeki nimetlerini tamamlayan İslâmı din olarak benimsememizden hoşnut olacağını belirten, kendisinden bizleri gazaba uğramışların (yahudilerin) ve sapıkların (hıristiyanların) yollarından uzak tutarak dosdoğru yola (Sırat-ı müstakim’e), nimetlendirdiklerinin yoluna iletmesini dilememizi emreden Allah’a hamdolsun. Şahadet ederim ki, Allah’tan başka İlàh yoktur, O tektir ve ortaksızdır. Yine şahadet ederim ki, Muhammed (salåt ve selâm üzerine olsun) Onun kulu, hak dinle ve dosdoğru şeriatla gönderdiği, bu şeriata uymasını emrettiği ve “İşte benim yolum budur, ben ve bana uyanlar Allah’a basiretle dâvet ederiz,” (Yusuf: 108) demesini buyurduğu rasûludur. Bir ip düşünelim,elimizle sıkıca tutmamız gereken bir ip. Eğer tutamazsan o seni peşinden sürükler ve sonunda ne olacağını bilmediğin bir yere sürükler. İşte öfke de böyledir. Eğer sen onu sıkıca tutup dizginleyemezsen seni bilmediğin yerlere sürükler.
Çoğu zaman sonu uçurum olan bir yere sürükler. Ama eğer ipi sıkıca tutarsan sen onu dizginlemiş olursun. Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu: - Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir? - Bildir ya Resulallah, dediler. - Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. Buyurmuştur. Öfkenin taşını kaldıramaz isen altında ezilirsin. Öfkenin ruha zarar verdiği gibi bedene de zararı vardır. Duygularımız ve vücudun duygulara tepki verme şekli arasında güçlü bir ilişki vardır . Öfke (veya kızgınlık) ve korku vücudumuz, kalbimiz ve zihnimiz için en kötü iki duygudur. Bazı hastalıklar dahil olmak üzere tüm kötülüklerin (en azından çoğunluğunun) sebebidir. Öfkelendiğinizde kaslar ve eklemler gerilir; kan dolaşımınız yavaşlar. Sinir, kalp-damar ve hormonal sistemlerin doğal dengesi bozulur, tansiyonunuz yükselir.
Her hücresi muntazam bir şekilde yaratılmış olan bedenimize bunu yapmaya hakkımız var mı bir düşünelim. Peygamberimiz (s.a.v) "Öfkelenmek imanı bozar." buyurmuştur. İnsan öfkelenince nefsi yanı başına geliverir. Ona köle olup öfkenin yakan gömleğini giyinmesi için elinden geleni yapar. Değil midir ki dünyaya geliş amacımız şeytanı ve nefsi yenip Yaradan'a kul olmak. Her sana öfkeyi fısıldadığında nefsine de ki ; " Sana köle olmayacağım. Giyinmeyeceğim bana uzattığın deli gömleğini. " Diğer türlü insan nefsine köle oldukça kalbindeki imanı da azalır. Aşırı öfkelenmek bir nevi aklın hakimiyetini kaybetmesidir. Aşırı öfkelenen insan deli olup ne yaptığını ve ne söylediğini farkedemez. Böylece delilik gömleğini giyinmiş olur. Kul için her daim öncelik ahiret yurdu olmalıdır.- Imam Şafii şu erdemli sözleri söylemiştir; " Faziletin dört dalı vardır. Birincisi, hikmettir. Hikmetin direği de düşüncedir. Ikincisi iffettir. Bunun için de şehvete dalmamak gerekir. Uçüncüsü, öfkeyi yenmektir. Dordüncüsü, adaletti." (s.55.)Geçici dünya için öfkelenmek insanın dü nyaya meylettiğini gösterir. Değer mi ki bir gün göçüp gideceğimiz bu dünya için kendimizi harap etmeye? Dinimizin her hükmünde bir güzellik bulunduğu gibi boşanma durumunun uzatılmasında da bir hikmet vardır. İnsan bir anlık öfkesi boşanmasıyla sonuçlanabiliyor.
Bu nedenle dinimiz boşama olayını bir çırpıda gerçekleştirmeyi değil belirli bir zaman dilimine yaymayı esas almıştır. Böylece ani bir öfke ve tehevvür neticesinde evliliğe son verme yolunu kapatmıştır.Bir âyetinde Allah (c.c) "Boşamak ikidir, bunlar ya iyilikle tutmak veya güzel ve adaletli bir şekilde salıvermektir..." (Bakara, 2/229) buyurmaktadır.Peygamberimiz in helal olup en çok üzüldüğü durumdur boşanmak. Öfke insanın bazı şeyleri düşünmesine engel olur. Eşler tartışırken öncelikle birbirlerine olan sevgilerini ve saygılarını unutabilirler. Bu nedenle insan öfkesi ile en değerlisi kıldığı eşini bile bir çırpıda silip atabiliyor. Dinimizde öfke kontrolü için yapılması ön görülen ilkeler vardır.
Bunlardan ilki öfkelendiğini hissettiğin anda Allah'a sığınmaktır. Resûlullah, huzurunda birbirine söven iki kişiden birinin yüzündeki aşırı öfkeyi farkedince “Ben bir söz biliyorum, eğer şu adam bunu söylerse öfkesi geçer. Bu söz, eûzu billahi mine’ş-şeytani’r-racîm: kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, cümlesidir.” (Buhârî, Edeb, 76; Ebû Dâvûd, Edeb, 3) buyurmuştur.İkinci olarak ise Peygamberimiz sinirlenince abdest almanın öfkenin ateşini söndüreceğini “Gazap şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş, ancak su ile söndürülür.
Biriniz kızdığı zaman abdest alsın.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 3) hadis-i şerifinde belirtmiştir. Abdest alan insan hem bedensel hem de ruhsal olarak arınmış ve ferahlamış olur. Eller, yüzler, kollar, baş, boyun ve ayakların yıkanması ve bu fiziksel temizlenme ile kişi psikolojik olarak arındığını düşünmektedir. Bu da onu mutlu hisseder. Psikolojik arınmada en etkili noktalar yıkanmaktadır. Ki bu noktalar, en çok dışa açık uzuvlarımız olan ellerimizdir. Kollarla birlikte ellerimiz bütün dışsal enerjinin toplandığı ve yayıldığı organlarımızdır.
Dokunma ile yapılacak enerji transferinin nötürlenmesini gerçekleştirmiş oluruz. Gözlerimizin ve kulaklarımızın da üzerinde bulunduğu yüzümüz ise, tam anlamıyla dışa dönük noktalardır. Bu uzvumuzla gerçekleştirdiğimiz görme, duyma tatma duyularımızı yıkayarak nötürleştirmiş oluruz. Kulaklar dışarıdan gelen frekansları algılayan ve de gözlerlimizle birlikte dışarıya frekans yayan organlarımızdır. Aynı zamanda, bu uzuvlarımızla uzun mesafeli enerji aktarımı gerçekleştiririz. Başımızın üstünün ıslak ellerimizle gezdirilmesi ise, saçlarımızda kalan olumsuz enerjinin nötürlenmesidir. Bynumuzun ellerimizin tersiyle sıvazlanması ise, bilinçaltımızı oluşturan beynimize giden kanı taşıyan şah damarımızın geçtiği yerin negatif enerjilerden uzaklaştırılması anlamına gelmektedir. Ayaklarımız ise dünya zeminine dik duran bir vücudun yere temasını sağlayan uzuvlardır.
Ayaklarımız bütün vücudun negatif enerjisini biriktirir. Ayakları yıkamak bütün vücudun enerjisini atmak demektir. Kim İslam'ın ilaç dediğiyle şifayı bulamamış ? Bizler de hem ruhun hem de bedenin şifasını İslam'da aramalıyız. Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin bir kölesi vardı. Kendisinin yakın hizmetlerini görürdü. Birgün köle, getirdiği içi çorba dolu kâseyi, kazârâ Câfer Hazretleri’nin üzerine döktü. Üstü başı çorbaya bulanan Câfer Hazretleri de, öfke ile kölenin yüzüne baktı. Bunun üzerine köle: “–Efendim! Kur’ân’da;"öfkelerini yenenler takdîr ediliyor!” buyruluyor dedi. O zaman Câfer-i Sâdık Hazretleri: “–Öfkemi yendim!” dedi. Bu sefer köle: “–Kur’ân’da aynı yerde; "insanların kusurlarını bağışlayanlar da takdîr ediliyor!” dedi. Câfer Hazretleri: “–Haydi bağışladım seni!..” dedi. Bu defâ da köle: “–Âyetin sonunda;"Allah ihsanda bulunan, iyilik eden kimseleri sever!»147 buyruluyor!” dedi.Bunun üzerine Câfer-i Sâdık Hazretleri:“–Haydi git, hürsün artık; seni Allâh için âzâd ettim!..” dedi. "Güzel bakan güzel görür." derler. Gönül gözüdür gülün güzelliğini gören. Fakât öfke insanın gönlünü kör eder ve gülü değil gülün yanındaki dikeni görür insan. Diken elimize batmaya görsün , gülü de yaprağı da yakar öfkemiz. Oysa gülü dikeni ile sevmek dinidir dinimiz. Diken elimize batsa bile biz gülün kokusuna talibiz. Allah'ın ayeti kerime ile takdir ettiği kullarından olmakdır niyetimiz. Gönlümüzü öfke ile karatmayalım. Hoşgörü ve naifliğin hoş kokulu çiçeklerini açtıralım gönlümüze. İşte o zaman güzel kokar sözlerimiz. Hem kendimiz hem de etrafımızdakiler hoş kokulu sözler ile mest olalım. Öfke ile kendi ağzımızdan çıkan sözler bize de yük olur.
Bazen öfke ile birçok şeyi gözümüz görmez. Kırıp dökdükten sonra farkına varırız. Yıkılan bir binayı aynı şekilde yerine koyamayız. Öfke anında söylediğimiz sözler de gönüllerdeki sevgiyi yıkar bazen ve yıkılan gönül geri gelmez. "Sana kızdığı halde, bir kötülükte bulunmayan insanı kendine arkadaş edin. Çünkü öfke insanın ahlakını ortaya çıkarır." buyurmuştur Hz. Ali. "Yâ Rab! Bizleri nefsimizin zebûnu olmaktan muhâfaza eyle! Sen’in râzı ve hoşnud olduğun ahlâk-ı hamîde ile gönüllerimizi tezyîn eyle! Âmîn!" (Osman Nuri Topbaş)
What's Your Reaction?

